![]() |
|
Spaces home S N k a r a o g l ...PhotosProfileFriends | ![]() |
|
July 17 İnternetle ilk tanışmalarÇevirmeli ağdan VDSL'e. VDSL teknolojisi hakkında bilmek istediğiniz her şey bu çarpıcı makalede!
Serkan Polat
http://www.chip.com.tr/konu/VDSL2-ve-Turkiye-de-internete-baglanma-sanati_7757.html 17 07 2008 ünlü programcı Serkan Polat, CHIP Online okurları için özel olarak derledi: Çevirmeli ağ kullanarak internete bağlandığımız günlerden VDSL'in performansını tartıştığımız bugünlere Türkiye'de internete bağlanmanın tarihçesi, komik olaylar ve teknolojinin vaat edip de başaramadıkları. Hepsi bu çok özel makalede...
İnternetle ilk tanışmalar Geçenlerde Azerbaycan'dan bir misafirim geldi. Konuşma esnasında bana bir soru sordu, dedi ki "İnternet'e bağlandığında telefon hattı meşgul çalıyor mu?", bir an durdum , afalladım, anladım ki dial-up bağlanıyorlar. Ve 90'lı yıllarda yaşadığımız çilekeş internet dönemleri aklıma geldi. bir kısmınız hatırlar belki, telefon hattı üzerinden dial-up bağlandığımız zamanlar vardı :) 14.400 bps modemlerle bağlanırdık, ilk bbslerle başladığımız maceranın sonunda internet ile tanıştığım ilk günü bugün gibi hatırlarım. aidata net ten internet paketi almıştım, ilk bağlandığımda, "ee şimdi ne oluyor, ne yapılıyor bu internetle" demiştim. Çünkü ne İnternet Explorer nede başka bir şey vardı. IRC'ye girdiğimizde, zurna denen kanalda o zamanlar 2 kişi vardı. Biri gumba(sevgili mennan kardeşimiz, acaba şimdilerde ne yapıyor), digeri eşşekherif'ti. Windows 3.1 zamanında dial-up penceresi olmadığından trumpet isimli programla internete bağlanırdık. Beyaz bir pencere açılırdı, atdt 0822xxxyyzz şeklinde yazar, username: yazısı gelirdi, kullanıcı adımızı ve şifremizi girdikten sonra, karşımıza ppp> diye bi ekran gelirdi, pppd yazıp enter'a basınca, internete bağlanmış olurduk. Eğer internal bir modem kullanıyorsanız, irc de chat yaptığınız zaman, internet bağlantısının koptuğunu anlamazdınız. Kimseden bir cevap gelmiyorsa, koptuğunuzu anlar, trumpet ile tekrar bağlanırdınız. O yüzden bir kısım insan external modem alırdı, ve hatta o dönemlerin en popüler modemi usrobotics marka external modemdi. Çünkü bu modemlerin üzerinde yanıp sönen ışıklara bakarak koptuğunuzu anlardınız. Windows 95 zamanları geldiği dönemlerde ise Windows'un kendisinde bağlantı penceresi vardı, ordan bağlanırdık. Hatta Linux kullanmaya başladığımızda, o zamanlar Murat Arslan'ın yazdığı dial-up scriptleri vardı, onlarla bağlantı kurardık. 33. 600 modemlerin kullanıldığı o zamanlarda, 2-3 kb ile indirirdik, bir gün Doruknet'te datcrack 56kb lik hatların açıldığını söylediğinde, gözlerimiz yaşlarla dolmuştu. Hatta bir arkadaşımız 2 tane telefon hattı alıp , 2 tane usrobotics modemi paralel bağlayıp, 2 kat hızlı bağlanırdı. ilk 56kb modemi o almıştı ve 5.5 kb ile download yaptığını söylediğinde, evine doluşup "vaaaay beee, hıza bak" derdik. (gerçi Amiga zamanlarında da ilk 20 MB - evet yanlış duymadınız 20 MB - hard disk çıktığında da aynı tepkiyi vermiştik, "yir-mi mega byte, doldur doldur bitmez derdik"). 56Kb modemler çıktığında, birde protokol diye bir problemimiz vardı, k56flex ve v90 standartları vardı, bağlandığınız servis sağlayıcıda karışık olurdu bu modemlerden, şansınıza herhangi biri düşebilirdi. Modemin çıkarttığı ciijjt vııjt sesleri dinleyip , "evet abi k56flex bağlandı" Ya da "v90 da handshake'i tutturamadı, hız düşüyor, şimdi 33600'e indi", "ya anne yaaa telefonu kapat yaa, düştüm" türünden konuşmalar yaşardık. Sanki tarih gibi. Ama hakikaten öyle günler geçirdik. çünkü telefon hatları o kadar kötü o kadar kötüydü ki, bazen bağlantı koptuğunda, 1-2 saat tekrar bağlanamadığımız olurdu. Millet internet kullanmak için telefon hatlarına hücum ettiği için, ortalama 40-50 saniye telefon konuşmasına göre tasarlanmış bu kablolar, böylesi bir yoğunluğu kaldıramıyordu. Ve ADSL geldi…Hani derler ya, "silah icad oldu mertlik bozuldu", bu ADSL icad oldu mertlik bozuldu. 20 yaşın altındaki gençlere bunları anlattığımda, dehşetle dinlediklerini fark edip, "acaba çok mu yaşlandık" diye düşünmeden kendimi alamaz oldum. Önceleri 128kb falan derken, hızlar geldi çattı 32mbit
seviyelerine. Benim gibi eski dönemleri (kendime göre eski :) ) görmüş biri için, 9600 bps modemleri görmüş biri, 32 mbiti duyunca, NASA'da roket mühendisi gibi hissediyor kendini.
Gerçi bu ADSL'e geçiş te öyle çok basit olmadı. yetersiz port, her bölgede olmayan hizmet, problem çıktığında muhattap bulamadığınız kurumlar. Çok sancılı ADSL abonelik başlangıcı yaşayan insanlar bilirim, ki bunlardan biri de benim. Oyun oynamak için bağlattığım ADSL aboneliği, 2 gün çalıştıktan sonra, tam tamına 28 gün çalışmadı. Her gün ama her gün telefon açmama rağmen, karşıma çıkan görevlilerden şöyle yanıtlar aldığımı, çeşitli forumları o dönemler takip eden bir çok arkadaşımız, yazdığım "iyi niyet" yazılarımdan hatırlar. Telefondaki bayan: Beyefendi siz ADSL kullanamazsınız, sizin ADSL aboneliğiniz yok, hatta siz hiç ADSL abonesi olmamışsınız. Ben: Ama nasıl olur hanımefendi, 2 gün çalıştı, sonra çalışmadı. Tb: mümkün değil, lütfen hattı meşgul etmeyin (telefonu yüzüme kapattı) Ya da başka bir gün aradığımda Telekom görevlisi: Beyefendi burada çok komik bir durum var Ben: neymiş söyleyin de beraber gülelim Tg: şimdi solumdaki bilgisayarda varsınız, ama sağımdaki bilgisayarda yoksunuz. ha ha ha Ben: insan dediğiniz kuş misali, bir gün orda bir gün burada. Peki ne demek bu? Tg: şimdi sizin ADSL bağlantınız var, ama ADSL aboneliğiniz görünmüyor. Yani aboneliğini henüz işleme alınmamış ama biri hattınızı açmış bizden. Ben: peki nasıl olur da 2 gün bağlandım? Tg: işte bende onu soruyorum, aboneliğinizi onaylamadan nasıl size internet verdiler Ben: ooof offff... Bu aşağıdaki de gerçektir... Tg: Beyefendi bu bizi aradığınız numaradan mı interente bağlanıyorsunuz? Ben: Evet, bu hattı kullanıyorum Tg: Ama beyefendi, telefonla konuşurken internete bağlanamazsınız ki. sessizlik Ben: Hanımefendi ben Telekomu aradım, manavı değil. ADSL kullanıyorum ben yaa... ... ve bu da gerçek... Tg: Beyefendi aylık ücretinizi ödememişsiniz görünüyor, o yüzden hattınız kesik Ben: Ya kardeşim nasıl olur, topu topu 2 gün çalıştı zaten, 10 gün oldu toplam, nasıl ödememiş olabilirim kullanamadığım şeyi. Üstelik haftada bir mi fatura yolluyorsunuz? Bazen perşembe-cuma günleri çalıştı, ama cuma akşamı oldu mu, tüm hafta çalışmaz oldu. Üstelik telekomu aradığınızda , "ee nöbetçi benim, teknik kimse yok, pazartesi arayın" şeklinde cevaplar aldım. Neyse 28 günün sonunda, gidip dilekçe ile aboneliğimi iptal ettirdim, ve aynı akşam ADSL çalışmaya başladı. Ve mutlu son - VDSL2Abarttığımı düşünenler olabilir, isteyen Gani Müjde'nin o dönemlerdeki ADSL abonelik maceralarını yazdığı makalelere internetten ulaşabilir. Onunki benden de vahim. Böyle ADSL zamanları oldu tabi, ama her sancılı dönemin sonunda güzel günler de geldi tabi. (tübitak'ta serbest bölgeye bağlattığımız ADSL aboneliği var ki, onu anlatsam tek başına kitap olur).
Bir dönem de, yeterli port yok diye aylarca ADSL abonesi olmayı bekledik, ama hepsi geldi geçti. Neyse sonuçta olay geldi dayandı 32mbit'lere. Sürekli internette reklamlarını duyuyoruz, yer gök VDSL2. . Peki şimdi bu VDSL2 ne acaba? Bunca tarihi yaşamış biri olarak biraz şüphe ile yaklaşıp, "bakalım bundan ne çapanoğlu çıkacak" diyerek başladım araştırmaya. Önce ADSL2 sonra VDSL2. ADSL ve VDSL teknolojileriGoogle'da araştırınca şöyle diyor:
ADSL2: ADSL2 adlı yeni bir standartla; ADSL ailesi performansını ve sunulan özellikleri daha üst seviyelere çıkarmak üzere. ADSL2 olarak adlandırılan G. 992 3 ve G. 992, 4 standartları ITU (International Telecommunication Union = Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) tarafından onaylanmış durumda. Bu yenilik ile birlikte veri aktarım hızlan artacağı gibi kontrol özellikleri ve uyku modu gibi yeniliklerde ufukta görünüyor. Diğer can alıcı yenilik ise santrale olan uzaklıkların eskisi kadar sınırlı olmaması. Yenilikler bu kadarla da bitmiyor Bu yeni standartları takip edecek olan bir sonraki nesil gelinme ise ADSL2+ olarak adlandırılan G. 992. 5 standardı olacak. ADSL2+ standardının getireceği hız limiti ile birlikte şu an kullanmış olduğumuz ADSL bağlantısı hız limiti 3 katına ulaşacak. Bilindiği gibi ADSL standardı ile elde edilebilen en yüksek indirme hızı 8 Mbit/saniye. ADSL2+ ile vaat edilen en yüksek indirme hızı ise 25 Mbit/saniye, Bu değer ADSL2 içinse 12 Mbit/saniye. Santrallere olan uzaklıklar ile ilgili gelişmeler de sevindirici. Türkçe meali: ADSL teknolojisine benzeyen bir teknoloji. eskiden evinizin telekoma uzaklığı bağlantı hızınızı etkilerken, kabloların yapısındaki eksiklik ve düşük kalite malzeme yüzünden bağlantı problemliydi. Şimdi ise kablolar bir miktar değişti, bu teknoloji mesafelerin problemini azaltmakta. . Ama tamamıyla engellememekte. ADSL de hız maksimum 8mbit. ADSL2+ ta ise 25mbit. O da simetrik değil. Yani indirme hızınız ile gönderme hızınız eşit değil. Arada ses bilgisi vs de gidiyor. Yukarılarda bahsettiğim v90 lar ve k56flex ler gibi yeni standartlar kullanılıyor. Bu standartlar sayesinde veriler iyice sıkıştırılıyor ve aynı hat üstünden daha çok veri gönderilebiliyor. VDSL2: Very High Speed Digital Subscriber Line 2 (Çok Yüksek Hızlı Dijital Abone Hattı 2) olarak açılan VDSL2, günümüzde DSL teknolojisinin ulaştığı zirve noktası. VDSL teknolojisinin ilk zamanlarında uzun mesafelerde iletim hızı yüksek düşüşler gösteriyordu; fakat VDSL2 ile 1km mesafede bile iletim hızının 50Mbit'e kadar korunabildiği, ayrıca 1. 5km üzerindeki mesafelerde de ADSL2+ ile aynı performansa sahip olacağı belirtiliyor. Mevcut telefon hatları üzerinden internete ADSL' den daha hızlı erişim imkanı sunar. VDSL2 hizmeti, saniyede 16 megabite kadar download/1 megabite kadar upload ve saniyede 32 megabite kadar download/1 megabite kadar upload imkanı sunar. Türkçe meali: Verileri iyice sıkıştırdık. Çok zorlamayın, Telekoma uzaklığınız 1.5 km den fazla ise, ADSL2+ performansı alırsınız. Yani kablolar hala iyi değil. Her ne kadar büyük bir kısmında fiber kablolama olsa da... Fiber kablo nedir diye merak edenler içinBir adamın Einstein'a sorduğu gibi: 'sayın Einstein, ben bir ticaret adamıyım, fizikten falan anlamam, bu genel görecelik falan filan zırvalarını bilmem. Lütfen benim anladığım dilden, bulduğunuzu iddia ettiğiniz şeyi basitleştirerek anlatır mısınız?', Einstein'ın cevabı ise "bir şey bulmadım. Sadece bir şeyler kıpırdanıyordu. Ben de onu gördüm". Ben de size öyle anlatmaya çalışacağım, sanmayın ki ukalalık edip kendimi Einstein'ın yerine koydum. Alelade basit bir internet kullanıcısıyım ben. ), Basitçe, saç telinden daha ince bir cam borunun etrafı, daha yüksek indisli (yani ışığın dışarı çıkmasını engelleyecek) bir kılıfla kaplanır. Hafif esnek bir yapıya sahip olan bu kablo, öyle komple düğüm atacak kadar da esnek değil. Bu borunun bir ucunda, gelen elektrik sinyallerini, ışık sinyalleri haline dönüştüren bir verici, diğer ucunda ise bu ışığı alıp tekrar elektrik sinyallerine dönüştüren alıcısı olan bir teknoloji. Yani kablo içinde ışık gidip geliyor, yanıp sönerek 1-0 şeklinde veri gidip geliyor. Giden verinin hızı her ne kadar ışık hızında da olsa, göndericinin kodlama hızı ve alıcının çözme hızı yüzünden kısıtlamaları olan, aslında süper hızda bir teknoloji. Teorik olarak bir kablodan binlerce kişi aynı anda telefon görüşmesi yaparken, binlerce kişi internet bağlantısı kullanabiliyor (hatta hatırlarsanız bu kablolardan bir demeti bir grayder operatörü kazı yaparken koparmıştı da, 1-2 gün istanbul Anadolu yakası ile Avrupa yakası arasındaki iletişim komple kopmuştu). Fakat bu iki uçtan sonra yine bakır kablo olduğundan yine veri kayıpları söz konusudur. Kaldı ki telefon kabloları bakırdan olduğu için, kendisi de bir direnç kaynağıdır. Dolayısı ile fiber olan yerlerde bağlantı problemi olmazken, bakır kablonun doğası gereği, belli bir mesafeden sonra bu kablolardan geçen veri, belli bir mesafeden sonra özelliğini kaybediyor. Analog sistemlerde (televizyon ve telefon konuşmalarında) biz buna parazit ve "adana aradan çık" diyorduk, lakin internette böyle bir şey söylemek mümkün olmuyor. Yani telekom her ne kadar heryerde fiber döşedik dese de, bir noktadan sonra bakır kablolara dönüyor işin ucu. Yani bu teknolojiler ne kadar iyi olsa da eğer şanslı iseniz, eviniz modern telekom santral ya da pop noktalarına yakınsa, problemsiz olarak bunları kullanıyorsunuz. Enfes hızlarda internete bağlanıyorsunuz. Performansı etkileyen faktörlerKısaca açıklamak gerekirse VDSL, kısa mesafede hattın uzunluğuyla ters orantılı olarak yüksek hız data transferi sağlayan bir teknolojidir. Upstream olarak 300 metrede maksimum 51 ila 55Mbps hız desteklerken, 1500 metre sınırında 13 Mbps civarı hızlar elde edilebilir. Mesela: 13. 8 Mbps 1500 m 27. 6 Mbps 1000 m 55. 2 Mbps 300 m Öte yandan, "VDSL, hata düzeltme olmaksızın data aktarımına da izin vermektedir. Bu sıkıştırılmış video transferi yapılmasına izin veren bir data iletişim tekniğidir" deniyor. Bunu şöyle açıklamak mümkündür; mevcut veri transferinde, mesela bir arkadaşınıza bir dosya yolladığınızda, bu dosya bir sürü ufak paketlere bölünür, her pakette "kimden geldiği, kime gideceği, toplam paket sayısı, bu paketin numarası, her paketin büyüklüğü, gönderilme zamanı" gibi bilgiler eklenerek yollanır. Bunu en basit şöyle düşünebilirsiniz, apartmanda çatıdan bir borunun içinden, 2. kattaki Ahmet beye bir kilo baklava yolluyorsunuz, ama baklavaları tek tek atıyorsunuz, ama boru her eve açılıyor. Ahmet beyin baklavayı yemesi için, kimin gönderdiğinin, kime gideceğinin, kaç tane baklavanın olduğunun, bu gelenin kaçıncı baklava olduğunun bilgilerinin her baklavaya eklenmesi gereklidir ki, Ahmet bey 8 numaralı baklavayı almadığında "hoop bi dakka 8 numaralı baklava gelmedi" diyebilsin. Ayrıca borunun ucunda bekleyen diğerleri, paketi açıp "haa bu bize gelmemiş" diyip, paketin devam etmesini sağlaması gerekir. İşte aslında internette gönderdiğiniz dosya da bu mantıkla gider. Buna TCP/IP protokolü diyoruz. Gerçi uyanık birisi "aha bu paket bana gelmiş" diyerek, gelen paketleri kendine de alabilir ve içindeki cevizi fındıkla değiştirip paketi aynen gönderebilir. Ki buna da paket dinleme ve paket değiştirme diyoruz. Bu da ayrı bir yazı konusudur. Neyse sonuçta tcp/ip güvenli olarak paketlerin karşı tarafa iletildiğinden emin olmak ister, karşı taraftan da sürekli paketlerin vardığına dair onay bekler. Bu da ekstra vakit ve ekstra pakette büyüme, yavaşlama yaratır. Ama siz giden paketin gidip gitmediği ile ilgilenmiyorsanız, olduğu gibi paketi iletiyorsanız, yani televizyon görüntüsü, radyo, film vs gibi (ki bazen televizyonda renkler kutu kutu olur ve hafif kayma olur, işte bu aradaki bazı paketlerin kaybından dolayı oluyor) buna da UDP deniyor, böylece daha fazla miktarda veriyi aynı yoldan yollayabiliyorsunuz. Ayrıca Google diyor ki: VDSL teknolojisi büyük bir oranda ADSL teknolojisine benzemektedir. Fakat ADSL daha uzun mesafelerde de çözüm getirebilmesiyle beraber, çok daha karmaşık bir teknolojidir. VDSL, telefon hatlarının karakteristikleri halen tam olarak anlaşılamadığı için, araştırma aşamasında bir teknolojidir. En büyük bilinmeyen ise VDSL 'in güvenli olarak gönderilen paketleri ne kadar uzaklıktaki bir mesafeye taşıyabileceği. Bu sorun ADSL, ISDN ve telefonlaşmada herhangi bir sıkıntı çıkarmazken, VDSL 'in kullanacağı frekansta sorunlarla karşılaşılmaktadır. Yani. . . yukarıda anlattıklarımızı onaylıyor :) diyor ki, VDSL o kadar yüksek miktarda datayı sıkıştırıyor ki, arada voltaj gidip gelmesi, voltajda azalma ya da artma, kabloların geçtiği yerdeki ısı farklılığı, yakınlarından yüksek frekans yayan cihazların geçmesi, kablo döşeme tekniği vs kritik önem taşıyor. Yani, bazen 1. 5 km de 13 mbit alıyorken, şu işe bakın ki 500 metrede 2 mbit alamayabilirsiniz! Çünkü tamamıyla size gelen kablonun yolda geçirdiği çetin yol koşulları, verilerin güvenli ve doğru gitmesine etki ediyor. Oysa bu problem ADSL, ISDN ve normal telefonlaşmada yok. VDSL'in video ve asimetrik veri iletişiminde ATM hücre biçimini kullandığı varsayılmaktadır. Esas zor olan VDSL 'in non-ATM biçiminde (mesela geleneksel PDH yapısında) ve genişband hızlarda (T1/E1 hızından daha yüksek) simetrik kanallar arcılığıyla nasıl veri taşıyacağıdır. VDSL üst seviye iletişim kurallarından tamamıyla bağımsız değildir; şöyle ki birden fazla uçbirim cihazını bağladığınızda bağlantı düzeyi biçimini bilmek zorundasınız Elektrik hatları ve fiber optik internet?Elektrik hatları üzerinden internet: Türkiye için bir rüya Bazılarınız sorabilir, İngiltere'de elektrik hattından internet kullanılıyor diye. Evet o ülkelerde, elektrik hattı tüm şehri çevrelediği ve elektrik kabloları da çok sağlam ve düzgün döşendiğinden, bu kablolar üstünden yüksek hızda internet bağlantısı mümkün ve uygulanmaktadır. Lakin ülkemizde bunu kullanmamız söz konusu bile olamaz, çünkü santralde üretilen elektrik, şehirlere kadar gelene kadar %10-12 civarı doğal sebeplerden kayba uğrarken, şehirden evlere gidene kadar %70 civarı kayba uğruyor. . :)) komik mi geldi? Kaçak elektrik işte. . O yüzden elektrik kaçıranların çaldığı enerjinin parasını %20 zamlar halinde ödüyoruz. Düşünün ki bu hattın üzerinden veri geçecek bir de. Bazı bölgelerde kablolar birbirine değmeyebiliyor, elektrik geçiyor (ark yapıyor) fakat data geçemiyor. Bir dönem Tedaş (dağıtım aş), Teiaş (iletim aş), Teüaş (üretim aş), enerji hattı üzerinden haberleşip, evlerdeki elektrik kullanımını bu yolla ölçmek, merkezi bir sistemde bunu depolamak istiyordu (gerçi halen istiyorlar). Fakat altyapı eksikliği yüzünden bu bile henüz mümkün olamadı. O yüzden şimdilik elektrik hattı üzerinden interneti de unutun. Birde fiber internet hizmeti veren firmalar var ülkemizde, onlar da yeni yeni başladılar. Bunda da bilinmesi gereken şey, fiber kablo altyapısının bulunduğunuz semtlerde ve mahallelerde olması gerekli, şimdilik Ataşehir ve Ataköy'ün bazı bölgelerinde olduğunu duydum. Bu da alternatif bir çözüm. Üstelik bu çözümde 100mbit'e kadar hız isteyebiliyorsunuz. Fakat burda da yine özel modemler ve kablo maliyetleri vs var. Cenk Tarhan'ın notu: Eve bağlattım, denemeler yapıyorum. Bir süre sonra deneyimlerimi okurlarımız ile paylaşacağım zira o konuda da konuşulacak çok ama çok şey var... Sonuç olarak...Peki bu kadar VDSL2 ile ilgili olarak bir sürü karamsar tablo çizdik, peki bize ne tür avantajlar getirecek? Buna göre 700 MB büyüklüğündeki bir VCD filmi 1mbit bağlantı ile 2-3 saat, saniyede 4 megabitlik internet hızıyla bilgisayara indirmek 29 dakikayı bulurken, 32 mega bit hızındaki VDSL2 teknolojisiyle 4 dakika sürecek (telefon hattından dial-up bağlansaydınız, kaç gün süreceğini söylemek bile istemiyorum). Yüksek hızda internet olduğu için, canlı Tv yayınları, kişisel televizyon yayınları (kişiye özel yayın), yüksek kaliteli video konferans, kaliteli ve çok ucuz telefon görüşmeleri yapılabilecek. Öte yandan, korsan piyasası yaşadı! Artık her yerde HD korsan filmler bulmak kolaylaşacak. Yazıcıoğlu pasajının etrafında gizlice yanınıza yaklaşan "CD var, oyun var" dedikten sonra uzaklaşan arkadaşlar bundan böyle "full eyçdi film var abi" diyecekler. Kalın sağlıcakla... June 25 YouTube yasagı!Uzun uzun yazmadan, copy/paste.. yeterli.
kendi kendimize yaptığımız kötülüktür. youtube sadece eğlenceli şeylerin paylaşıldığı bir yer değil, birçok program hakkında kullanım bilgisi, spor konusunda eğitici videolar gibi binlerce kaynağı içeriyordu. photoshop, catia gibi birçok programın çoğu yerde bulunamayacak olan kullanım biçimlerine erişiliyordu ki bu önemli birşey olsa gerek. tabi ki yasalar uygulanmalı ama nasıl? değerlerimize biri sövdüğü zaman, hakaret ettiği zaman, dalga geçtiği zaman bizim değerlerimizden birşey eksilmez. yunanlının biri çıkmış atatürk'e hakaret eden onu küçük düşürücü bir video eklemiş hop tüm türkiye'ye ceza kes. şimdi burda bizim akıllı davranmamız gerekmiyor mu? neden gidip adamın videosunun altına "amına kdumn çocuuuu orspnun evladıııııııı" yazarız? adamın amacı zaten bizi kızdırmak yoksa kendiside biliyor atalarının iyi birer yüzücü olduklarını. kurtuluş savaşı olsun kardak krizi olsun aldıkları dersleri. şunu da unutmayalım biz zaten atamızı biliyoruz.
(macheng, 31.05.2008 10:53)
duyuru2Aşagıdaki entry aslında ciddi sayılmaz, şaka yolludur. Ama ciddiye almak isteyenler olursa bana msn üzerinden ulaşsılar. duyuruAşagıdaki entry de sözü edilen ve telefonumu göz göre göre çalan telefoncu için "Şerefsize dalıyoruz" kampanyası düzenleyip yönetmek isteyenler olursa lütfen bana msn üzerinden ulaşsınlar. June 17 Dünyada niye bu kadar cok Şerrrrrefsiz var?Bilardodan cıkarım, bisikletimin hız göstergesi çalınmış,
Bilmem biyerden cıkarım, Fren bacakları sökülmeye calışılmış, olmamış, ama park ayagı çalınmış,
Telefonumu telefoncuya veririm, herif telefonu yagmalar, aylar sonra kalıntılarını geri verir, Bide üstüne -ne kadar sakin olmaya calışsam da- her soruşumda benimle kavga eder,
Yolda çizgilere basmadan yürümeye çalışırken manyagın biri gelir, Sen sevgilime ne biçim bakıyon lan! der, kavga cıkartır,
Altına şahini alıp artislik yapan insanımsı organizmalar bana carpmaya az kala manevra yapar, cins cins bakarım (doğal olarak), Küfür eder, kavga cıkartır,
Sokakta dolaşırken içmiş, sapıtmış, şaşırmış, kafayı bulmuş bi adam gelip bana çatar, bi halt edemem,
Avea denen gsm operatörü benden yüzlerce lira çalar, kurtulmak için kapatırım, bütün faturalarımı ödediğim halde hayali bir faturayla icra gelir,
Yolda giderken, hiçkimse olmanız ya da bisikletli olmanız arasında pek bir fark yoktur, Çünkü bazı hayvani yaratıklar sizi gördüklerinde kornaya ya da gaza basarlar, sebebi olması gerekmez..
Youtube da içinde TURK veya TURKISH gecen videoların çogunda, türkiyeyi haritada bile gösteremeyecek insanların türklere küfürleri yer alır, cevap yazarsınız, heralde bu manyaklardan pek yoktur diye, 10 larca farklı kişiden cevap gelir. "you fucken crazy turks"
Hatta bu Entryi girmeden 2 dakika önce kapıda ayakkabıarımın olmadıgını farkederim, çalınmıştır...
Ama ne önemi var Dünyada bu Şerrrrefsizlerleden çoook var...
Hatta dünya delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı demi..
June 07 Kendi enerjisini kendisi üreten kasabalarAlmanya'nýn Freiburg kentinin kuzeyindeki Freiamt kasabasý, yenilenebilir enerji üreterek, enerji açýsýndan tamamen kendine yeterli hale geldi.4300 nüfuslu kentin Belediye Baþkaný Hannelore Reinbold-Mench turistik bir tarým kasabasý olan Freiamt'da gazetecilere yaptýðý tanýtým gezisinde, yýlda 13 milyon kilovat saat elektrik enerjisi ürettiklerini, bunun gereksinimlerinden fazla olduðunu belirtti.
Sakinleri, ineklerin memesinden çıkan sütün sıcaklığını duş suyunu ısıtmak için kullanan, elektrik üretmek için samanlığın çatısını fotovoltaik panellerle kaplayan, çiftliğini, komşularını ve spor kulübünü ısıtmak için biyogaz tesisi kuran kasabanın tepelerinde kurulu her biri yýıda 3 milyon kilovat saat üretim kapasiteli dört rüzgar türbini de 1000 kadar haneye elektrik saığlıyor.
May 09 “Yakın gelecekte tüm hayatımız Full HD olacak”Sony’nin, HD (High Definition – Yüksek Çözünürlük) teknolojisinin günlük yaşamda kullanıcılara sunduğu üstün kalite ve deneyimi kitlelerin severek takip ettiği futbol örneği üzerinden canlandırarak aktardığı “Sony High Definition Volume 1 futbol.gibisi.yok” etkinliği 6 Mayıs günü Garage İstanbul’da düzenlendi. Etkinlikte bir sunum yapan Sony Eurasia Genel Müdürü Mohsen Noohi, 2008 yılında Sony Eurasia toplam satışlarının yaklaşık yüzde 45’nin HD ürünleri üzerinden olmasını hedeflediklerini ve 5 yıl içinde aralarında LCD TV ve fotoğraf makinelerinin de bulunduğu Sony’nin görsel deneyime yönelik tüm ürün gamının Full HD özelliğine sahip olacağını belirtti. Sony Japan Corporation’ın Türkiye operasyonunu yöneten şirketi Sony Eurasia’nın düzenlediği ve içerik teması olarak kitlelerin severek takip ettiği futbolun seçildiği “Sony High Definition Volume 1 futbol.gibisi.yok” etkinliğinde Sony’nin HD teknolojilerine yaptığı yatırımlar güncel Full HD portföyü ile gerçekleşen demolar eşliğinde paylaşıldı. “5 yıl içinde görsel deneyime yönelik tüm ürün gamımız Full HD özelliğine sahip olacak” “2008 yılında toplam satışların yaklaşık %45’i HD ürünleri üzerinden olacak” “Sony High Definition Volume 1 futbol.gibisi.yok” etkinliğinde Sony’nin mevcut tüm Full HD ürün portföyü de sergilendi. HD teknolojisinin günlük yaşama kattığı deneyim ve eğlence, HD teknolojisinin sınırlarının ortaya konulduğu demolar eşliğinde aktarıldı. 4 ayrı bölümde gerçekleşen demolarda, ev ortamında keyifli bir futbol izleme deneyimi için gereken Full HD ürün kurulumu; HD oyun deneyimi, HD ses deneyimi ve tüm ürün gruplarının dahil olduğu HD bağlantı ve kurulum alternatifleri sergilendi. Türksat 3A, 24 Mayıs’ta uzaya gönderilecekÜretiminde 22 Türk mühendisin de görev aldığı ve tasarım, entegrasyon ve test aşamaları kısa bir süre önce tamamlanan Türksat 3A uydusu, 24 Mayıs Cumartesi günü TSİ 00.57′de uzaya gönderilecek.
Türksat’tan yapılan açıklamada, Türkiye’nin uydu iletişim ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan Türksat 3A uydusu, yalnızca televizyon yayınları için değil aynı zamanda coğrafi koşullar nedeniyle iletişim altyapısı bulunmayan bölgelere de haberleşme hizmetinin verilmesini sağlayacak. Kapsama alanı Avrupa’nın tamamı ve Asya’nın büyük bir bölümü olan uydu, mevcut iletişim kapasitesini yüzde 50 oranında artıracak. Yüksek geniş bant kapasitesi, üstün yüklenici gücü, farklı noktalar arasında anahtarlanabilme özelliği ile 42 derece doğu lokasyonunda hizmet verecek Türksat 3A, aynı zamanda yıldızlara bakarak konumunu belirleyebilecek. Yeni uydu, Türksat 1C uydusunun yükünü tamamen alacağı gibi Türksat 2A’nın yükünü de önemli oranda hafifletecek. Kaynak: CNNTürk April 04 Fotograf!detayların içinden basitliği çekip çıkartma,
basitliği farklı açıdan özel kılma, dünyayı farklı 'gör'me. Çogu insanin kucumsedigi, basit gordugu bir sanat dalidir. aslinda usta elinden veya egitimli bir elden, kaliteli de bir ekipmanin hakkiyla kullanimi ile cikmis bir eser cok basarili olabilmektedir. ancak fotografciliga adim atmak, nispeten diger sanat dallarina adim atmaktan cok daha kolaydir. bir fotograf makinesi alinir ve sokaga firlanir, "bu ilginc, ne guzel" denilen herseyin resmi cekilir. cogu zaman bu nedenle teknik yoksunu, tema yoksunu ve surekli tekduze, ayni konular uzerine (ki burada aklima hep deviantart ve icerigindeki sonsuz, bitmek tukenmek bilmez melankolik fotograflar geliyor) calismalar cikmaktadir. fotografcilik, aslinda cok derin anlamlarin cikarilabilecegi bir sanat turu, veya en azindan bir "gercegin bir portresini yaratma cabasi" olarak gorulmelidir. fotografciligin yayilmaya basladigi 19. yuzyil sonlarina dogru antropologlar*, fotografciligi bir "gercegin karelenmesi" olarak ele aldiklarindan, dunyanin bircok yerindeki halklari ve kulturleri, o halklardan belli kisilerin fotograflarini (belli kriterlere uygun olarak) cekerek kayitlara gecirmeye calistilar. uzerlerinde calistiklari kulturlerin bir nevi "tip profillerini" cikarabilmek ugruna yapilan bu girisimlerde, fotografcinin da cok buyuk bir etkisinin oldugu tartismasizdir. fotografi cekilen sahsin "oldugu gibi" fotograflarda yer almasi ne kadar onemliyse ve, ozellikle kultur profilleri cikarilirken fotografi cekilen sahsin "yoresel kiyafetler" icinde cekilmesi ne kadar onemliyse, fotografcinin bu noktada kendi vizyonunu devreye sokup, fotograflanan kisiyi kendi istegine gore giydirmis olmasi da az rastlanmis bir durum degildir. ornegin meksika'daki bircok calismada fotograflanan sahislara, fotografcinin kendi kafasindaki "kulturel portre" kilifi giydirilimis, bunun yaninda avrupa kulturu ile olan kontrasti gosterebilmek icin avrupai kiyafetler ile ve bir de cirilciplak fotografi cekilmistir. bu noktada daha fazla "gercek nedir? fotograflar gercek midir? bizim gordugumuz ile fotografin yansittigi arasindaki fark nedir? fotograf, aslinda fotografcinin gormek istediklerinin bize yansitilmasinda kullanilan bir arabirim midir?" sorularina girmeyecegim, cunku bunlar fazla felsefi ve antropolojik detaylar olur -ki acik konusayim, etnografik olmayan antropoloji biraz kafami karistirmaktadir. biz tekrardan fotografi bir sanat olarak ele alalim ve bu yonden irdelemeye donelim. turkiye'deki bircok amator fotografcinin en cok dustukleri hata, bu kimselerin, sanki filmlerde portrelendigi gibi yogun sigara dumani altinda siir yazan sair veya delirmis ressam havalarina burunerek, zaten daha once binlercesi, milyonlarcasi cekilmis fotograflari cekip, bunlari "orijinal" olarak insanlara sunmalaridir. burada bir taklitcilik sozkonusu degildir, ancak yapilan seyin ne kadar sanat oldugu ve ne kadar fotografciya ozgu, fotografcinin kendini ifade etmesine yonelik oldugu tartisilir. ozellikle ulkemizde kullanilan tipik temalar, sokak cocuklari, martilar, vapurlar ve sehir manzaralari uzerinedir. deklansor ayariyla oynayarak, shutter hizini dusurerek yapilan isik oyunlari ile istiklal caddesi'nin tepeden bir fotografini cekmek, veya gunes isigina dogru, arkada topkapi manzarasi ile siyah beyaz bir marti fotografi cekmek, hatta kizilay meydani'nda durup hizla yuruyen insanlari "sosyal mozaik" adi altinda cekmek bana gore artik orijinal degildir. fotografciliga yeni adim atmis insanlarin da yine genellikle bir siyah beyaz tutkusu vardir. dogrudur, siyah beyaz fotograflarin da kendine gore bir ozelligi vardir, kendine gore bir estetigi vardir ve cogu durumda bazi detaylari (nesnesel bazdan cok oznesel olarak da olabilir) daha iyi yakaladigi bir gercek olabilir. ancak herseyi, ama herseyi siyah beyaz fotograflamanin da, eger yapilan is kalitesizse o ise sanatsal bir deger kazandiracagini dusunmek yanlistir. renksiz bir medyum uzerinde calisanlar; uzerinize alinmayin. demek istedigim, yalnizca "siyah beyaz = sanat ki ne sanat" mantiginin yanlis oldugudur. kisaca, fotografcilik, sanilanin aksine isin kolayina kacmak ve "zaten var olan birseyin guzelligini, kendi yaratmis gibi sunmak" degildir. o ani "olumsuzlestirmek" (bu kelime uzerine de inanilmaz felsefe doner ve bas agrisi yapar) icin kullanilan teknikler kolay olmadigi gibi, o anin kendisini yakalayabilmek de fotografcinin kendisine has bir estetik becerisi gerektirir. March 19 Avea denen gsm operatörümsüsü!Haberim olmadan kullandığım içerik servisleri.. karaogLusina [19 Mart 2008, 19:49]
Bu benim şikayetimdi. simdi Aşagıda sadece bir sitede avea için yapılan her sayfada 15 tane olmak üzere yapılmıs 129 sayfa sikayet. hemen hemen hepsi havadan alınan paralarla ilgili. Avea bu şekilde trilyonlar götürüyor eminim.
Anlamadığım sey, avea bunun kendileriyle alakasız olduğunu söylüyor. Sizce 100lerce kişi yanlıslıkla servislere üye olabilir mi? Avea beni bilgilendirip ikna ettiğinde bu entry silinecek.. March 09 IBM ışık kullanarak veri iletimini başardıIBM 1 saniye içerisinde terabaytlarca bilgi transfer edebilecek bir sistem geliştirdi.
IBM bilimadamları, yongalar içerisindeki bilgi akışını kablolarla değil, ışık ile göndermenin yolunu buldu. Henüz prototip aşamasında olan yeni teknoloji, çok büyük hacimli dosyaların saniyeler içerisinde transfer edilebilmesinin yolunu açıyor. Yeni teknoloji, 100 wattlık standart bir ampulün tükettiği enerjiyle 8 terabyte’lık bilginin, yani yaklaşık 5.000 yüksek çözünürlüklü video dosyasının 1 saniye içinde transfer edilebilmesini sağlıyor. Işıkla çalışacak yongalar, cep telefonlarından süper bilgisayarlara kadar tüm iletişim ve bilgi teknolojisi cihazlarında devrim yaratacak değişiklikler getirecek. Mevcut yonga setlerinden 100 kat daha düşük enerji tüketimiyle dikkat çeken yeni teknoloji, tüketici elektroniğinden süper bilgisayar uygulamalarına kadar geniş bir alanda kullanılabilecek. Örneğin yüksek çözünürlüklü video (HD) uygulamalarındaki bant genişliği kayda değer şekilde artacak. Video servisi yapan siteler böylelikle milyonlarca videodan oluşan kütüphanelerine saniyeler içerisinde erişim imkanı sağlayabilecek. Doktorlar hastalarının röntgen, MR ve tomografi gibi dijital tıbbi görüntülerini birbirleriyle anında paylaşabilecek. Işıkla çalışan küçük mikroçipler, tüketici elektroniği alanında, örneğin cep telefonlarının yüksek çözünürlüklü tam bir film dosyasını başka herhangi bir cihaza gerek duymadan birbirleri arasında aktarabilmesini sağlayacak. Yeni teknoloji, süper bilgisayarlarda devam eden tıp, iklim ve moleküler araştırmalara da önemli bir hız kazandıracak. Araştırmayı yöneten ekibin lideri Clint Schow, “Geçtiğimiz yıl, standart bir yonga seti içerisinde önemli değişiklikler yaparak, tek bir film dosyasını 1 saniyede transfer edebilmeyi başarmıştık. Şimdi sadece 1 yıl içerisinde optik bir kablolama yaparak, ışığı veriyi taşıyan ana unsur haline getirmeyi başardık. Ürettiğimiz prototip yonga, sadece özel laboratuvar koşullarında çalışan bir teori değil, 2 yıl içerisinde pazara çıkabilecek düzeyde.” dedi. Kaynak: CHIP Her şey ‘gerçek’ olacak!2033 yılında sinir sistemine yerleştirilen kan hücresi büyüklüğündeki bilgisayarlar topyekün bir sanal gerçeklik yaratabilecek.
Okuyanlar, okumayanlara anlatsın; bu iş çocuk oyunu değil! 18-22 Şubat arasında San Francisco’da düzenlenen oyun yapımcıları konferansında (Game Developers Conference) ortaya konan veriler, yapılan konuşmalar, görmeden bilemeyiz ama geleceğin gerçekçi bir tasviri niteliğindeydi. Yapay zekâ, gelecek üzerine kitaplarıyla tanınan ve fikirleri, buluşlarıyla bugünün teknolojisinde parmak izleri olan New York’lu mucit Raymond Kurzweil konferansta yaptığı konuşmada 2033′te sanal gerçekliğin nasıl ve hangi boyutta olacağını anlattı. Kurzweil, 2033′te bir kan hücresi büyüklüğündeki bilgisayarların, gerçek dünyadan ayırt edilemeyecek derinlikte ve büyüklükte sanal gerçeklikler yaratabileceğini, sanal ve gerçeğin birleşeceğini söyledi. Teknoloji gurusunun ağzından çıkan sözler, bugün orta yaşlarda olan bazılarını, ”Keşke bugünlerde doğsaydım” demeye sevk eder nitelikte. Kurzweil, işlemci gücündeki müthiş artışın ve teknolojinin boyut olarak her geçen gün küçülmesine dikkat çekerek, ”Önümüzdeki 25 yılda bilgisayarların fiyat/performans dengesinde 1 milyar kat artış olacak” diyor. Bu zaman diliminde bilgisayar boyutunun da 100 bin kat küçüleceğini söyleyen Kurzweil tahminini, ”Bugün parkinson hastasıysanız ve hastalık yüzünden tahrip olan biyolojik nöronlarınızı değiştirmek istiyorsanız, beyninize bezelye büyüklüğünde bir bilgisayar naklettirebilirsiniz” cümlesinden yola çıkarak yapıyor. Daha önce bu köşede de yazılmıştı; bilgisayar teknolojisinin son 50 yılını inceleyerek, 25 yıl sonrasını tahmin etmek hiç zor değil; guru olmaya gerek yok. Ve Kurzweil asıl vurucu öngörüsünü yapıyor: ”Kan hücresi büyüklüğündeki bilgisayarlar… Bedenimizden içeri girecekler, bizi sağlıklı tutacaklar ve beynimizin içinde zekâmızı artıracaklar. Bu bilgisayarlar sinir sisteminin içinde topyekün bir sanal gerçeklik yaratabilecek.” Çıkan sonuç; gelecekte ”yaşamak” için, neresi olursa olsun, belki bir kavanoz içinde, beynin canlı tutulması yeterli. ”Matriks de mi” demiştim, geçmiş zamanın birinde… Yöneticilerin sanal evreni: Eve Online Sanal evrenler, derin sosyal ve ekonomik ekosistemleriyle her geçen gün zenginleşiyor. ”Piyasada” o kadar çok sanal evren var ki, herkes kendi eğilimlerine ve ruhuna uygun bir çevre bulup sanal bir yaşam edinebilir. Bilim-kurgu ticaret oyunu Eve Online, oyunculara tüyolar veren gerçek ekonomistleriyle bugünlerde en dinamik sanal evrenlerden. 66 bölgeye ayrılmış, 5 bin güneş sisteminden oluşan ”paralı” Eve Online evreninin şu andaki nüfusu 220 bin. Aslında ekonomi dünyasının sanal bir mikrokozmozu olan Eve Online’da oyuncular şirketler, ortaklıklar kurarak, ürün satın alıp satarak, bölgeler kazanmaya çalışıyor. Oyunun başekonomisti Dr. Eyjo Gudmundsson, bütün verilerden sorumlu kişi. Ona sanal Alan Greenspan de (Eski ABD Merkez Bankası Başkanı, şimdi özel danışman) diyorlar. Gundmundsson oyunu ve görevini şöyle tanımlıyor: ”Oyunculara ekonomik bilgi sağlıyorum, böylece kendi ürünleri, ne üretecekleri ve nasıl üretecekleri konularında kararlar verebiliyorlar. Temelde gerçek yaşamdakiyle aynı ekonomik sorunlar. Tamamen strateji. Lojistik ve savaşı kazanabilmeniz için gerekli kaynaklara erişim, stratejik kararlarda önemli bir rol oynar. Gerçek bir savaştaki gibi uzun vadeli planlar, stratejiler yapmalısınız.” Gudmundsson ve ekibi haftalık bültenler hazırlayıp Eve Online’daki trendleri oyunculara analiz ediyor. Böylesine derinliğe sahip bir oyunun üst düzey yöneticiler ve iş dünyası profesyonellerini cezbetmesi kaçınılmaz. Birçok enstitü de Eve Online tecrübelerinden faydalanmak için oyunun ekonomistleriyle ortak çalışma içinde. Eve Online’da gerçek dünyayı yansıtan bir diğer olguysa suç ve yolsuzluk. Süper kapitalist bir çevre olan Eve Online’da şirket casuslukları ”oyunun” önemli bir parçası… Kaynak: Milliyet Google Earth’e ABD üsleri yasakPentagon tarafından tüm askeri üslere gönderilen mesajda, Google ekibinin görüntü almasına izin verilmemesi emredildi.
ABD Kuzey Komutanlığı sözcüsü Michael Kucharek, AP’ye yaptığı açıklamada, bu kararın, üslerden birine, Google ekibinin girmesine izin verilmesinden sonra alındığını belirtti. Sözcü, cadde üzerinden çevrenin 360 derece panaromik görüntüsünün kaydedilerek yayınlanmasının sakıncalı bulunduğunu, bunun, hassas bilgilerin dışarı çıkmasına ve üs personeli için tehlike yaratmasına yol açabileceğini vurguladı. Kaynak: NTVMSNBC |